Sorular Cevaplardan daha önemlidir

Rüstem Temriyev
5 min readJan 3, 2021
Photo by Jeremy Perkins on Unsplash

Hayatımda en önemsediğim beceri — doğru soru sorma becerisidir. Hali hazırdaki konumumuz, seçimlerimizin, kararlarımızın bir bütünüdür.

Ben = seçimlerim.

Kararlarımızın kalitesi ise düşünme, akletme kalitesiyle ve seviyesiyle orantılıdır. Akıl seviyesi ise sorgulama ve soru sormakla ilişkilidir.

Albert Einstein bu konuyla ilgili şöyle diyor:

Bir problemi çözmek için bir saatim olsaydı ve hayatım o çözüme bağlı olsaydı, ilk 55 dakikayı uygun ve doğru soruyu sormak için kullanırdım. Eğer doğru soruyu biliyorsam, problemi beş dakikadan daha az bir sürede çözebilirdim.

1944’te manyetik rezonans görüntülemede kullanılan nükleer manyetik rezonansı keşfiyle tanınan Polonya asıllı Nobel ödüllü Isidor Isaac Rabi röportajda şunu anlatıyor:

“Beni bilim insanı haline getiren annemdir. Okuldan her geldiğimde derslerin nasıl geçti? iyi bir not aldın mı diye sormazdı “Bugün hocalarına güzel ve mantıklı bir soru sordun mu?” diye sorardı

Elon Musk ise bu konuyla ilgili şöyle düşünüyor

“Çoğu zaman doğru soruları sormak, cevaptan daha zordur. Eğer doğru soruyu tespit edebilmişsen muhtemelen cevabı bulmak daha kolay olacaktır.”

Harvard Üniversitesi tarafından yürütülen araştırmada, psikolog doktor Paul Harris’in çocuklarla ilgili şöyle bir tespiti var: Çocuklar 2–5 yaş arası totalde ortalama 40.000 soru soruyorlarmış! Ve onları memnun edecek cevabı alıncaya kadar soru sormaya devam ediyorlarmış. Fakat, çocuklar okula başlayınca, ders çalışma ve sınavlara hazırlanma baskısı altında doğru soru sormak, sorgulamak için neredeyse hiç zamanları kalmıyor ve belli bir süre sonra soru sorma becerisi köreliyor….

Evet, soru sorma becerisi. Soru sormak bir beceridir, geliştirilebilir ve geliştirilmesi gereken bir beceridir. Kulanılmadıkça da körelen bir beceridir

Kaliteli soruları sordukça, entellektüel merakımızı geliştirmiş oluyoruz ve düşünme kalitemizi arttırıyoruz. Akıl, insanı diğer canlı varlıklardan ayıran en önemli özelliktir. Akıl en büyük zenginliğimizdir. Akledebilen, düşünebilen insan üstün insandır.

Dünya ekonomik Forumu’nun yayınladığı rapora göre, geleceğin en önemli on beceri listesinde ilk beş i düşünme ile ilgili.

Peki, daha iyi bir şekilde düşünmeyi ve kaliteli soru sorma becerimizi nasıl geliştirebiliriz?

Eleştirel düşünmeyi öğrenerek

Eleştirel düşünce sorgulayan Bir yaklaşımla olayları ve durumları ele alma, irdeleyici bir bakış açısıyla yorum yapma ve karar verme becerisidir.

Eleştirel düşünme becerimizi geliştirerek

  1. Gerçeği görebiliyoruz
  2. Fikirleri sorgulayabiliyoruz
  3. Kaliteli soruları sorabiliyoruz
  4. Ve nihayetinde doğru kararları verebiliyoruz

Eleştirel düşünme, elde edilen bilginin kalitesini, uygunluğunu ve rasyonelliğini sorgulayan bir düşünme şeklidir. Esas sorulan soru:

Bu bilginin / olgunun doğru veya gerçek olduğunu nasıl anlayabilirim?

Eleştirel düşünmenin dışında bir de kreatif ve stratejik düşünme yöntemleri vardır. Kreatif düşünme yeni bakış açıları, fikirleri veya çözümleri arayan, inceleyen bir düşme şeklidir. Esas sorulan soru:

Bu problemi / olayı başka hangi açıdan değerlendirebilirim?

Ve stratejik düşünme şekli. Hedefinize nasıl, yani ne şekilde ilerlediğinizi ve neden o şekilde ilerlediğinizi belirleyen düşünme şeklidir. Esas sorulan soru:

Ben bunu neden ve ne şekilde gerçekleştirebilirim?

Nobel Ekonomi ödüllü psikolog Daniel Kahneman düşünmeyi ikiye ayırıyor:

Sistem 1 (hızlı, yani sezgisel düşünme) ve Sistem 2 (yavaş, gözlemleyerek, tartarak düşünme)

Sistem 1'i sistem 2'den ayırmak gerekirse:

Sistem 1

  • Hızlı
  • Bilinçsiz
  • Otomatik
  • Günlük kararlar
  • Hata Eğilimli

Sistem 2

  • Yavaş
  • Bilinçli
  • Çaba gerektiren
  • Kompleks veya Zor kararlar
  • Güvenilir

Sistem 1 için örnek vermek gerekirse: araba kullanmak, 2+2'nin cevabını söylemek, veya mide bulantısını tespit etmek. Sistem 2'ye baktığımız zaman: sınavı çözmek, hangi arabayı satın alacağınıza karar vermek, kredi alırken vaadesini belirlemek

Günlük hayatımızda %95 oranında sistem 1'i kullanırken, sistem 2 için sadece %5'ni kullanıyoruz.

Kahenman, bu iki sistem arasında birbirinin üzerinde bir üstünlüğü olmadığını söylüyor. Çünkü Sistem 2'de tekrar edilen kararlar, zamanla sistem 1'e geçiyor. Örneğin araba kullanmayı öğrenmek. Fakat hayatımızı ciddi anlamda etkileyen Sistem 2'deki düşünme şekli, verimli olabilmesi için eleştirel düşünme, sorgulama ve soru sorma becerileri büyük önem taşıyor

Bu duruma bir de farklı açıdan balalım

Tai Lopez Neden Her Gün Bir Kitap Okumalısınız? isimli TED konuşmasında şöyle bir cümle kullanır;

‘ Bir millet stoik doğar fakat epiküryen ölür.’

Bu cümleyi anlamak için Stoisizm ve Epikürizm ne olduğuna bakalım. Aslında ikisi de feslefe görüşüdür, ama çok kısa özetlemek gerekirse:

Stoisizm, gelecekteki iyi şeyler için anlık hazları ertelemeyi tercih ederken, Epikürizm, hayatın asıl anlamının mutlu olmak ve hazzı yakalamak olduğunu savunur ve tüm yaşam boyunca hazzın yakalanması gerektiğini öne sürer.

Aslında bana göre burada şöyle bir özet getirebiliriz:

Stoik insanlar daha çok Sistem 2 düşünme şeklini kullanan insanlardır

Bu bağlamda Prof. Walter Mischel’in 1970’te Stanford Üniversitesi’nde geliştirdiği Marshmallow Deneyi inceleyelim.

Deney şu şekildedir:

Çocuk bir marshmallowun durduğu masanın yanındaki sandalyeye oturtuluyor. Yanında bir de zil var. 10 dakika yalnız bırakılıyor.

İki seçeneği var:

Seçenek 1- Hemen zili çal, araştırmacıyı çağır ve marshmallowu ye. Bu seçenekte hiç beklemesine gerek yok. Hemen bir ödül kazanabiliyor.

Seçenek 2- Zili çalma, bekle, araştırmacı süre dolunca içeri girecek ve sana iki marshmallow verecek. Biraz sabredip beklerlersen iki ödül kazanabilirsin.

Deneyin sonuçları saklanır ve çocuklar büyüdükten sonra tekrar bir karşılaştırma yapılır. Yapılan karşılaştırmada deneyde şekerlemeyi yemeyip tek şeker yerine iki şeker yemek için anlık zevkini askıya alanların daha başarılı oldukları ve yüksek kariyer sahibi oldukları tespit edildi.

Deneyler de gösteriyor ki bu hayatı epiküryen yaşayanlar değil, stoik yaşayanlar kazanıyor. Yani: Daha doğru kararları verebilen, sorgulayabilen, bir davranışı sergilemeden önce o davranışı tartabilen insanlar kazanıyor

Tabi, bu deneydeki çocuklar belki yapı itibariyle içgüdüsel olarak karar vermiş olabilirler, ve bu davranış büyüdükten sonra da hayatlarını etkilemiş olabilir. Fakat düşünmek, soru sormak, sorgulamak geliştirilebilir ve geliştirilmesi gereken bir beceridir

Aslında hayatımızın çok basit bir formülü var.

O x T = S

O — Olay

T — Tepkimiz

S — Sonuç

İrademizin kapsamında veya dışında farklı olaylar olabiliyor, önemli olan bu olaylara karşı verdiğimiz tepkimiz. Çünkü tepkimizden kaynaklanan sonuçların bütünü bizi biz yapar, ve bulunduğumuz konumumuzu belirler.

Formülün en önemli kısmı da T — Tepkimiz. Ne şekilde tepki veriyoruz. Ne kadar bilinçli bir tepki verebiliyoruz. Olayların veya problemlerin karşısında doğru soruları sorup, çözüme ulaşabiliyor muyuz, durumu tartabiliyor muyuz? anlık mı tepki veriyoruz, yoksa durumu dışarıdan gözlemleyip, objektif değerlendirmeye ulaşabiliyor muyuz?

Neredeyse hepimiz akıllı telefonları kullanıyoruz. Telefonlarımıza yüklediğimiz bir takım uygulamalar var. En çok indirilen, talep gören, yıldız alan uygulamara bile baktığımız zaman ayda en az 2 defa güncelleme gelir. Bu güncellemelerin esas 2 sebebi var:

Telefonun genel sürümüne uyumluluğu veya kullanıcıların talepleri. Ve bu güncellemeler olmadığı zaman, belli bir süre sonra uygulama tarih olup, kullanım dışı bile kalabilir.

Peki ya biz. Olaylarla karşı verdiğimiz tepkilerimiz yani kararlarımız, çağımızın genel güncellemesine karşı ne kadar uyumlu?

Eleştirel düşüncenin temel prensipi en başta özeleştiri yapabilmek, fikrlerimizi değiştirebilmek , güncelleyebilmek, ve nihayetinde güncellenebilmektir.

--

--